Güney Azerbaycan Milli Hareketi’nin Tarihsel Gelişimi

Güney Azerbaycan günümüzde İran adı ile tanınan ülkenin kuzey batısında yaklaşık 180 bin km2 yüzölçümü olan sahayı ihtiva etmektedir. Kuzeyden Aras nehri (Kuzey Azerbaycan), batıdan Türkiye ve Irak, doğudan Hazar denizi ve güneyden İran’ın Fars ve Kürt bölgeleri ile sınırlanmaktadır.
Başlıca kentleri (eyalet merkezleri) Tebriz, Urmiye, Zencan, Erdebil, Kazvin ve Hemedan’dır. Kimi kaynaklar Tahranı da başkent olmadan önceki yerli halkının Türk olması nedeni ile Güney Azerbaycan kenti saymaktadır.
İran’ın genelinde yaklaşık 30 milyon Türk kökenli nüfus yaşasa da tarihi Azerbaycan topraklarında yaklaşık 25 milyon Azerbaycan Türkü yaşamaktadır. Bölgede baskın biçimde konuşulan dil Azerbaycan Türkçesidir. Güney Azerbaycan’da Talışlar, Tatlar, Kürtler, Ermeniler ve Asurîler gibi etnik azınlıklarda yaşamaktadır.
Azerbaycan Türkleri genellikle Müslüman ve Şii mezhebine mensup olsalar da, kırsal bölgelerde Alevi ve Sünni Türkler de yaşamaktadır.
Tahminlere göre inançsal ve etnik azınlıkların toplamı nüfusun yaklaşık %10’a tekabül etmektedir.
Güney Azerbaycan Türkleri, tarihi devletçilik gelenekleri ve yetenekleri ve yoğun nüfusları sayesinde İran’ın bütün mülki, askeri ve dini kurumlarında etkin şekilde bulunmayı başarmıştır. Fakat İran’da seksen yıldan beri işleyen devlet mekanizmasının yapısı nedeni ile Azerbaycan Türklerinin başarısı daha çok bireyseldir ve Azerbaycan Türkleri toplumsal anlamda çoğu temel haklarından yoksundur.
Güney Azerbaycan, tarihsel olarak ülkenin önde gelen tarım ve sanayi bölgesinde olmasına rağmen hâkim devletlerin 290720122485bilinçli geriletme politikaları neticesinde ekonomik önemini büyük oranda kaybetmiştir. Günümüzde Azerbaycan müsait iklimi sayesinde önemli bir tarım bölgesi sayılsa da sanayi anlamında aynı şeyleri söylemek mümkün değildir.
Güney Azerbaycan’ın merkezi Tebriz şehridir. Günümüzde yaklaşık 2 milyon nüfusu olan Tebriz İlhanlılar, Harezmşahlar, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safeviler, Celayirler ve Atabaylar gibi birçok devletin başkenti olmuştur. Tebriz İran’da ilklerin şehri, yenilikçiliğin kapısı, devrimlerin beşiği olarak tanımlanmaktadır. Çünkü Osmanlı ve Kafkaslardan esinlenmek yoluyla yenilikçi ve ilerlemeci tüm akımlar Tebriz üzerinden İran’a girmiştir. Bu nedenle de yeni medeniyete ait olan neredeyse her şey – modern eğitim, üniversite, belediye, polis, itfaiye, gazete, asfalt, elektrik, posta, matbaa… – ilk Tebriz’de kullanıma girmiştir. Tebriz aynı zamanda son 200 yılda İran’daki bütün devrimlerin ya başladığı ya da sonuçlandığı bir yer olmuştur. Fakat 1925’ten sonra merkezi hükümet bilinçli şekilde Tebriz’i etkisiz hale getirme politikası gütmüştür. Çünkü Farsların elinde olan hükümetler hem Azerbaycan Türklerinin isyancı ve yenilikçi karakterinden korkmakta hem de Türklerden tarihi intikam alma peşinde olmuşlar. Tebriz İran’da hep birinci veya Tahrandan sonra ikinci kültür ve ekonomi merkezi iken uygulanan siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal ayrımcılıklar sonucu beşinci sıraya düşmüştür. Yalnız bütün yapılanlara rağmen Tebriz hala stratejik önemini korumaktadır, çünkü hala ülke nüfusunun üçte birini oluşturan Türklerin manevi ve psikolojik başkentidir. Öyle ki İran’ın güneyinde oturan Kaşkay Türkleri bile Tebriz ve Güney Azerbaycan’a anavatan gözü ile bakmakta ve buradaki gelişmelerden doğrudan etkilenmektedirler.
Güney Azerbaycan’da milli mücadelenin başlangıcı 1900’lü yılların başına dayanmaktadır. Gerçek şudur ki, her ne kadar bugün İran olarak adlandırılan coğrafyada 1925 yılına kadar Türk sülaleleri hüküm sürmüş olsa da her zaman devletin içinde bazen açık bazen gizli bir Türk – Fars rekabeti var olmuş ve günümüze kadar da sürmüştür. Fars bürokrasisi devletin zirvesini ve en önemli kurumu olan orduyu ele geçiremese de kimi zaman sarayda üstünlük sağlaya bilmiştir. Kacar Devleti’nin son yılları da Fars bürokrasisinin ülke de baskın hale geldiği dönemlerden birisidir.
Temeli Firdevsi’nin Şehnamesi ve Şuubiye hareketi ile atılan modern Fars milliyetçiliği bir yandan ülkedeki Batılı T-Aghapur-00116-Sattar_Khan_Bagher_Khangüçlerin etkisine son koymak bir yandan da Güney Azerbaycan’ı Turan terkibine katmak isteyen ve yükselişte olan Türkçülük hareketine karşı durmak amacı ile bu dönemde bayraklaşmaya başlamış ve bürokratlar ve aydınlar içinde yaygınlaşmıştır.
Ülke yönetiminden dışlandıklarını gören Türk aydınlar bu sürece tepki olarak savunmaya geçmiş ve stratejiler geliştirmeye başlamıştır. İlk başlarda Azerbaycan veya Türk milliyetçiliği yerine bölgesel siyasi ve ekonomik özerklik formülünü üreten Türk aydınları daha ülkede Türk hâkimiyeti tam anlamıyla yıkılmadan “İrani” unsurların kontrolüne geçmiş merkezi devlete karşı Güney Azerbaycan’da milli mücadeleyi başlatmışlardır.
1905 Meşrutiyet Devrimiyle Güney Azerbaycan’ın ülke çapındaki lider konumuna rağmen Türk aydınlarının Güney Azerbaycan için siyasi ve ekonomik özerkliği ihmal etmemiş olması ve Tahran’daki milli meclisin iradesine direnerek “Eyalet ve Vilayet Encümenleri (Meclisler) Yasası”nı anayasaya koydurması ve 1918 yılında “Şeyh Muhammet Hiyabani” önderliğinde kurulan özerk hükümet bu çabaların en somut örnekleridir.
Kacar Devleti’nin yıkılıp yerine Pehlevi Krallığının Kurulmasından sonra (1925) artık Türkler ülkenin hâkim ve öncül zümresi değil bir an önce sindirilmesi gereken ikinci sınıf vatandaşları haline gelmişlerdir. Her ne kadar avam halk yüzyıllarca hâkimiyet ve sahiplik duygusunun getirdiği mensubiyet hissinin gereği bu gerçeği kabullenmekte yavaş hareket etse de aydın kesim bu gerçeği kavramakta gecikmemiştir. Bu tarihten sonra Güney Azerbaycan’daki hareketlerin mahiyeti tamamı ile değişmiş, milliyetçi ve kurtuluşçu bir çizgi izlemeye başlanmıştır. Bir takım işbirlikçi ve çıkarcı okumuşun kışkırtmalarına rağmen aydın kesimin önemli bir kısmı olup bitenin farkında olup bir şeyler yapmak için uygun fırsatı kollamıştır.
Pehleviler yarım asırlık hâkimiyetleri sırasında Fars milliyetçiliği ideolojisini benimsemiş, ülkede Türk ve Arap 1485101_10151895271116344_382205345_nunsurlarını silmek için ellerinden geleni yapmıştır. Türklerin kalabalık nüfus ve tarihi etki ve yeteneklerinin farkında olan Tahran hâkimiyeti Güney Azerbaycan’ı sindirmeye özel olarak önem vermiştir. Bu dönemde dil ve kültür yasağından, mecburi göçe; siyasi baskıdan, ekonomik çökertme taktiğine kadar her türlü zülüm Güney Azerbaycan’a reva görülmüştür.
Bu durum zaten merkeze tavırlı olan Türk aydınını her anlamda milli kurtuluş mücadelesine odaklanmaya yöneltmiştir. Her türlü fırsatı ganimet sayan Türk aydını 2. Dünya Savaşı ve 1979 İslam devrimi sırasında yaranan siyasi boşluğu değerlendirmiş ve Güney Azerbaycan’ı Tahran’ın kontrolü dışına çıkarmayı başarmıştır. Fakat ne yazık ki her iki çaba da farklı nedenlerle hezimete uğramış ve Türk aydın ve okumuşu için bu mücadeleler kıyıma dönüşmüştür. Tarihi verilere göre Tahran ordusu 1946’da milli hükümeti yıkmak için Azerbaycan’a yürüdüğünde 35 bin Azerbaycan Türkünü katletmiş yahut sürgüne göndermiştir. Aynı şekilde İslam devrimi sırasında Humeyni’ye bağlı güçler Azerbaycan’ı Müslüman Halk Partisi’nin kontrolünden çıkardığında on binlerce kişiyi öldürmüştür. Her iki katliam Güney Azerbaycan’ın uzunca bir süre sessizliğe bürünmesine neden olmuşsa da milli mücadele ruhunu öldürememiştir.
Güney Azerbaycan Milli Hareketi’nin Tarihsel Gelişimi
Kaynak: Güney Azerbaycan Türklüğünün Özgürlük Mücadelesi Yolunda Azerbaycan Milli Direniş Teşkilatı (AMDT)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.