Milliyet Gazetesi Arşivine Göre 1979 İran Devrimi Esenasında İran Türkleri’nin Kimlik Mücadelesi – Babek Şahit

Ön söz
1979 İran devriminden sonra bu devrimin merkezinde bulunan ve devrimin gerçekleşmesi için ön saflarda hareket eden İran Türkleri büyük bir isyana imza attılar. Bu isyanın nedeni, devrim için yüzlerce ölü vermelerine rağmen yeni yönetimide Türklere hiç bir milli hakkın tanınmaması ve yeni anayasanın gelecek yıllarda diktatörlüğe yol aça bileceği kuşkusuydu. İsyanın başında iki isim gidiyordu, “Ayetullah Şeriatmedari” ve “Müslüman Halk Partisi”. Ayetullah Şeriatmedari’nin ismi İranlılar için Humeyni kadar aşina bir isimdi. Eski Şah döneminde “Ayetullah Humeyni”ni ölümden kurtarmış ve Ayetullah Humeyni’Tebriz-Tahrannin ülkeye dönüşünü sağlamıştır. Ancak, İran devriminin gidişatı İran Türkleri için kaderi başka tür çizdi. “Ayetullah Şeriatmedari” gelecek yıllarını ev hapsinde geçirdi ve İran Azerbaycanı’nın merkezi, Tebriz, “Humeyni”‘ye bağlı Devrim Muhafızları ile halkın savaş alanına döndü. Bu çalışmada Milliyet Gazetesi arşivine göre o günlere ait haber ve raporları incelemeye gayret edeceğiz. Bu tarihi haberlerin önemine Milliyet Gazetesi muhabirlerinin o dönemde İran’da bulunmaları ve olaylara yakından tanıklık ederek rapor etmeleri artı değer katmaktadır.

Ayetullah Şeriatmedari Kimdir?
İran devriminin neticelenmesinde en önemli şahsiyetlerden olan Ayetullah Seyit Kazım Şeriatmedari 1905’te İran Azerbaycanı’nın merkezi olan Tebriz’de bir Azerbaycan Türkü ailesi de dünyaya göz açmıştır. Ailesinin tavsiyesi ileHumeyni dini eğitim almak için Kum kentindeki ünlü Feyziye Medresesi’nde okumaya başlamış ve yüksek zekâsı nedeniyle dini rütbesi hızla yükselmiştir. İran’da din adamlarına verilen en büyük unvan olan “Ayetulah-Ul-Uzma” derecesini kazanmıştır. İran’da 1963 yılında çıkan isyanda, o dönemde normal bir din adamı olan, Humeyni İran Şahı tarafından tutuklanmıştır. Humeyni’nin Şah Muhammed Rıza Pehlevi tarafından idam edilmek istenmesini duyan Ayetullah Şeriatmedari Şah’ın tutumuna karşı gelerek ve diğer din adamların yardımıyla, Şah’ın, Humeyni’yi idam yerine Türkiye’ye sürgüne göndermesini sağlamıştır. 1979 yılında İran’da gerçekleşen devrimde etkin rol oynayan ve Şah’ın devrilmesi üzerine Humeyni’nin İran’a dönmesini sağlayanlardan biri olan Şeriatmedari’yle diğer dini liderler arasında devrimden sonra anlaşmazlık çıktı. Şii din adamlarının siyasette mutlak gücü sahiplenmelerine karşı çıkan ve İran Azerbaycanı’na özerklik girişiminde bulunan Şeriatmedari 1982 yılının ilk aylarında dini yetkileri Humeyni tarafından elinden alınarak, Kum’daki evinde göz hapsine kapatıldı. Prostat kanserine yakalanan Şeriatmedari, 3 Nisan 1986’da Tahran’da tedavi edilmekte olduğu Behram Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. Cenaze töreni Humeyni’nin emriyle iptal edilerek, gizlice defnedildi.

Ayetullah Şeriatmedari Milliyete Demeç Verdi
İran’da iktidar karşıtlarına uygulanan sıkıyönetim neticesinde birçok siyasi eğilim kendilerini gösterme imkânı bulamamaktalar. Özellikle bu görüşler iktidarın ana prensiplerini hedef aldığı zaman sert bir şekilde bastırılıyor.Tebriz2 Ayetullah Şeriatmedari ve taraftarları bu ilkeden istisna değil. Özellikle Şeriatmedari gibi büyük bir din adamının düşünceleri yayıldıkça mevcut yönetimin düşünsel ilkeleri sorgulanabilir. Bu yüzden İran devriminden sonra Ayetullah Şeriatmedari’nin kitapları yasaklanarak düşünceleri hakkında tarafsız araştırmalara imkân verilmedi. Bunun asıl nedeni gerçek Şiiliğin kavramsal boyutu ile şimdiki iktidarın uygulamaları arasında olan büyük mesafedir. Şii fıkhı bir evren görüşü kapsamında ortaya çıktığı zaman muhtelif âlimler tarafından çeşitli şekillerde yorumlanmış bir düşünce sistemidir. Bugün İran’da iktidarı elde tutan okunuş yalnız Ayetullah Humeyni’nin Şiilikten anlayışıdır. Şii mezhebi âlimleri tarafından ortaya konulan birçok okunuş, Ayetullah Humeyni’nin söylediklerine ters düşmektedir. Bu karşıt yorumlamalardan biri Ayetullah Şeriatmedari’nin düşünceleridir. Ne yazık ki İran devriminde etkin rolü olan bu düşünürlerin hakkı ödenmemiş ve bugüne kadar Ayetullah Şeriatmedari’nin düşünceleri üzere ciddi çalışmalar yapılmamıştır. Milliyet gazetesi arşivini araştırdığımız zaman Şeriatmedari’nin düşüncelerinden bazı izler bulabiliyoruz. Bunların en önemlisi 23.04.1979 tarihinde “Örsan ÖYMEN”in Ayetullah Şeriatmedari ile yaptığı konuşmadır. Bu konuşmada İran devrimin siyasi söylemi ile bağlı Ayetullah’ın siyasi düşüncesini ortaya koyan bazı sorular sorulmuştur.
Bu konuşmayı okuduğumuz zaman Şeriatmedari’nin karşıt görüşlere olan saygısı ve etnik haklara verdiği önem ve Güney Azerbaycan için istediği özerklik dikkat çekicidir. Ayetullah bu konuşmasında Türkleri sevdiği ve kendi halkına da sevdireceğine söz veriyor, sol eğilimli insanlar ile Müslümanların insani ve ahlaki değerler üzerinde uzlaşmasını istiyor ve sonunda Kaçar döneminde etniklere verilen özerklik yasasının yeniden uygulamasını istiyor.
“Örsan ÖYMEN”‘in “Ayetullah Şeriatmedari”‘le yaptığı konuşmada altdaki cümleleri okuya biliyoruz:
“Ayetullah Seyyit Kazım Şeriatmedari İran’daki üç büyük Ayetullah’dan biri. Bugün Kum’da Ayetullah Humeyni ile Tebriz4birlikte oturuyor ve ülkenin kuzeybatı ve Hazar denizi bölgelerinde yaşayan özellikle Azerbaycan’ı temsil eden 13 milyon kadar Azerbaycan Türkçesi ile konuşan halk topluluklarının dini lideri Şeriatmedari. 76 yaşında. Tebriz doğumlu. Ayetullah Humeyni le birlikte Şah rejimine karşı uzun süre büyük mücadele sürdürmüş. Bahtiyar hükümetine de eğer Humeyni’nin İran’a girişi engellenirse savaş açacağını ilan etmiş. Azeri nüfusun dini liderliğini yapan Şeriatmedari dün Kum kentinde Milliyet muhabirini kabul etmiş ve kendisinin sorularını yanıtlamıştır. Şeriatmedari önce, Türkiye’deki İslam kardeşlerimize Milliyet aracılığı ile bir mesaj iletmek istiyorum, dedi ve bu konuda şunları söyledi:
Zamanımızın şartlarını göz önünde tutalım. Bizleri bölmek isteyen, ezmek isteyen dış güçlere alet olmayalım. Birliği koruyalım. Şiilik, Alevilik, Sunnilğin aynı kutsal kitaba aynı Allah’a olan inanç olduğunu bilelim. Birleştiğimiz noktaların büyüklüğünün mezheple arasındaki farklı düşünce yorumlarından çok daha önemli olduğunu kavrayalım. Şu sıralarda İslam ülkeleri arasında daha sıkı bağlar kurulmalı. Daha güçlü birlik ve beraberliğe her zamandan daha fazla ihiyaç duyulmalı. Bu birlik iç ve dış sömürüye karşı en kuvvetli silahımız olacaktır. Dinimizde ırklarda, dinlerde ve dillerde fark gözetilemez. Bu sorun İslam’da kesinlikle halledilmiştir. Ama bugün dünyanın birçok yerinde hala bir sorun halindedir. Amerika’da, Güney Afrika’daki ırk ayrımı gibi, İslam dini bizimle aynı görüşte olmayanlara da aynı inancı paylaşmayanlarda saygı duymayı gerektirir. İslam tarihinin çeşitli saflarında bazı güçler bu büyük inanışın içine çeşitli çıkarlar uğruna nifak tohumları saçmışlar ve dinimize inananları birbirlerine düşürmüşlerdir. Bunları ya bir ayrılık ve bölünmeden yarar umanların ya da saltanat sürdürülmesinden yana olanların eylemleridir. İslam dini tüm Müslümanların birliğini istediği için aradaki ihtilafları unutup özde birleşmemizi öneriyor. Ben dünyadaki tüm Müslümanlara özellikle Türklere karşı büyük sempati duyarım. Aynı şekilde bu sevgiyi bütün milletimizin paylaşmasını istiyorum. Bunun için çaba göstereceğimden emin olabilirsiniz.
Şeriatmedari daha sonra Milliyet muhabirinin çeşitli sorularını yanıtladı:
SORU- İslam, Batı kapitalizmi ile komünizm arasında üçüncü bir ideoloji olarak gösteriliyor. Son gelişmelere göreŞeriatmedari kapitalizm ve komünizm ile yönetilen ülkeler arasında İslamiyetin bir siyasi güç olarak da değerlendirilmesi olanaklı mıdır? Batı basınının bu konudaki yorumlarını nasıl karşılıyorsunuz?
YANIT- gelişmeler bunu gösteriyor. İslamiyet’in siyasal ve ekonomik yasaları vardır. Hıristiyanlıktakinin aksine politika ile bütünleşmiştir. Bizim dinimiz, İslam’ın bu kuralları doğru olarak uygulamaya konulabilirse, kapitalist ve komünizmin siyasal etki alanından daha da geniş bir etki alanı yaratabilir. İki gün önce Sovyet basınının temsilcileri ile görüştüm ve kendilerine anlatmaya çalıştım ki ben siyasi bir lider değilim ve Sovyetlerin iç işlerine de karışmak niyetim yok. Ama komünistlerle Müslümanlar arasındaki görüş ayrılığına rağmen, iki grubun birbirleriyle dostluk ilişkileri içinde geçinmeleri doğal olmalıdır. İnançlarımızın ayrılığı aramızdaki insancıl ilişkilere engel teşkil etmemelidir. Her iki taraf da birbirlerinin görüş ve inançlarına saygı duymalıdır. Umarım ki bu görüş doğrultusunda iyi komşu ilişkilerimiz de geliştirebiliriz. Sorunuzun İslam’ın yeni bir siyasal güç oluşturup oluşturmayacağı noktasına gelince bugün için İslam ülkelerini bir bayrak altında toplamak mümkün olmayacaktır … çünkü buna Böl-parçala ve yönet yöntemleri izin vermezler. Mesela Osmanlı İmparatorluğu’nu ele alalım. Vaktiyle bir bayrak altında toplanan ve üzerinde 19 ayrı ülkenin yerleştiği Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasında belki o zamanın baştaki yönetimi beceriksiz davranmış ve buna neden olmuştur. Ama asıl neden bir İngiliz atasözünde belirtildiği gibi ihtilaf yarat, ayrılık yarat, böl ve yönet, yöntemleridir. İslamı tek bir siyasal bayrak altında toparlamak da pratikte mümkün değildir. Ama en azından İslam ülkelerinin iyi ilişki kurmaları ve birlik ve beraberlik içinde hareket etmeleri gerekir.
SORU- komşu Afganistan’daki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
YANIT- bu konuda Sovyet gazetecilerine de dileklerimi ilettim. Afganistan’daki Müslüman kardeşlerimizin haklarını gözetiniz. Onlara hoş davranınız. Onlara hor davranmayınız. Dedim. Vaktiyle Afganistan halkı İngiliz çizmesi altında ezilirken İran’da ya da öteki İslam ülkelerinde hiç ses çıkmıyordu. Bugün de bu bölgede olanlara karşı bir tepki gösterilmiyor. Ne İran tarafından, ne de Türkiye tarafından. Oysa hiç olmazsa zor günlerde birbirimizle dayanışmayı göstermeliyiz. İslam ülkeleri olarak örneğin bugün Türkiye’nin başına bir bela gelse İran’ın başta gelen ödevi buna karşı çıkmak olmalıdır. Türkiye’nin de İran’a karşı aynı davranışı göstermesi gerekir. İslam’ın kardeşlik ve dayanışma şartı bugün tam anlamıyla demiyorum ama bir nebze uygulansa İslam gücü yeryüzünde en güçlü ve en etken güç olurdu.
SORU- İran devrimini bu açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?
YANIT- İran’daki devlet Orta Doğu’nun en güçlü en zengin devleti idi. Para istersen vardı, petrol desen vardı, silah32 desen en ileri tekniğe sahip, ordu desen 500 bin askeri vardı. Içerde devlet otoritesi güçlüydü. O kadar güçlüydü ki kimse nefes alamıyordu. Dışarıdan desen desteğin en alası vardı. Hem Amerika, hem Rusya, hem Alman, hem İngiliz. Libya gibi birkaç ülke dışında desteğini esirgeyen yok gibiydi. Üstelik ülke içinde sadece aydın kesimler gerçek durumun ne olduğunun farkında idi. Köylüler memnun sayılıyorlardı, çünkü toprakları vardı. Işçiler memnundular, çünkü fabrika karlarına ortak edilmişlerdi. Olup bitenlerin farkında olamayabilirlerdi. Tıpkı gafil avlanan dış destekçiler gibi, İran devrimi tüm bu desteklere ve güçlü otoriteye karşı, din gücü ile din adamlarının gücü ile gerçekleştirilebildi. Gerçi İran, dinin kurallarını yüzde yüz yerine getirebilen ülke değildi. Bu kuralları uygulayıp kitlelerin sayısı azdı. Ama dine karşı genel bir saygı ve içten bağlılıktır ki silahsız, parasız ve dış desteksiz bir devrimi başarılı kıldı. Eskiden İran’da din adamları, Ayetullahlar, mollaların irticayi temsil ettikleri ileri sürülüyordu ve bizlerin Ortaçağ kafasını ülkeye yerleştireceğimizden söz ediliyordu. Şah rejimi bizleri böyle suçlarken biz de onlara karşı şu tezi savunuyorduk. Asıl itricayı siz getiriyorsunuz. Çünkü bu ülkede orman yasalarını uyguluyor ve halkı bu orman yasaları ile yönetmeye çalışıyorsunuz.
SORU- peki İslam ekonomik felsefesinin eşitlik ve adalet ilkeleri yeni İslam Cumhuriyeti’nde nasıl uygulanacak? Yasaları yapacak olan organın üzerinde dini liderin bir veto hakkı mı olacak?
YANIT- İslam Cumhuriyeti’nin temelinde bir grup ya da kişinin ötekiler üzerinde egemenliği söz konusu değildir. Halkın egemenliğidir söz konusu olan ve bunu da halkın meclisi yerine getirecektir. Biliyorsunuz Şah zamanında çıkan yasaların birçoğu anayasaya aykırı idi ama böyle bir denetim organı yoktu. Zaten İslam’da neyin yasak olduğu bellidir ve sayıca azdır. Bu açıdan anayasa ve İslamiyet’in temel yasalarını koruyacak olan üst organ daha ziyade yasaların anayasaya aykırı olup olmadığını denetleyecektir.
SORU- İslam insanın kişisel özgürlüğü kadar azınlıkların halk topluluklarının da özgürlüklerine temelde saygı gösterdiğine göre, İran’daki Kürt, Türkmen, Beluç, Azeri gibi toplumların karşısında anayasal açıdan nasıl bir yaklaşım gösterilecektir?
YANIT- bizim eskiden bir yasamız vardı. Eyalet Encümenleri Yasası. Bu yasa eyalette yaşayan halk topluluklarının kendi öz yönetimlerine katılmalarını sağlardı. Ancak Şah devrinde bu yasa uygulanmadı. Kuvvet merkezde yani Tahran’da saraya bağlandı. Eğer bu eski yasa uygulansa idi bugünkü taleplerin çoğuna gerek kalmazdı ve bazı bölgelerde olduğu gibi tatsız olaylar çıkmazdı. Yarı özel bir uygulamanın gerçekleşmesini sağlıyordu bu eski yasa. Bugün Kürt bölgesi Sanandaj’da uygulanan bu eski yasaya yakın bir sistemdir. Ama bugün İran’da Kürdistan’a tam özerklik verilirse, öteki bütün eyaletlere de vermek gerekir. Başta Azerbaycan olmak üzere. Bugünkü rejim halkların öğrenim ve konuşmalarına yerel yönetime katkılarına izin vermekte ve ancak resmi dil olarak Farsça’yı kabul etmekte ve ülkenin bütünlüğünü de var saymaktadır.”

Devrim Esnasında İran’ın İç Durumu
İran nüfusunun nerdeyse yarıdan çoğunu Fars olmayan milletler oluşturmaktadır. Binyıllarca Federal sisteme benzer bir sistemle yönetilen İran, 1924 yılında Kaçar hanedanının devrilmesi sonucunda Fars milliyetçiliğini ana Birandprensip kabul eden Pehlevilerin yönetimi altına girdi. Pehleviler iktidarı devraldıktan sonra Fars olmayan milletlere ağır bir kültürel baskı uygulamaya başladılar. Bu baskının amacı diğer etnikleri asimile edip tek Fars milleti meydana getirmekti. Pehlevilerin bu siyaseti neticesinde daima Fars olmayan milletler kendi eski haklarının geri kazanmak için isyanlar başlatıp itirazlarda bulunmuşlar. Bu isyanların birçoğu merkezi otoritenin zayıfladığı dönemlerde ortaya çıkmıştır. 1979’da İran’da gerçekleşen devrim neticesinde bir daha merkezi otorite kaybı yaşandı ve Fars olmayan milletler bir daha özerklik isteğinde bulundular.
Milliyet gazetesi arşivini araştırdığımız zaman o dönemde İran’da muhabir olarak çalışan Mehmet Ali Birant’ın raporuna rastlıyoruz. Birant, İran’ın o dönemki etniksel durmunu “Etnik guruplar özgürlük peşinde koşuyor, İran’ın içyapısı bir saatli bomba gibi patlayabilir” başlığı ile ele alıyor. Milliyet’in 14.04.1980 tarihli sayısında Birant, İran’ın etniksel durumunu şu cümlelerle ifade ediyor:
“ İran sadece dışarıda değil, içerde de bölünme tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Şah döneminde insanlık dışı yöntemlerle susturulan azınlıklar (veya halklar) artık haklarını, pastadan paylarını istemektedirler. Ülkenin yıllık 26 milyar dolarlık geliri Şah’ın etrafındaki birkaç bin kişi tarafından deliler gibi harcanırken, kendilerinin insanlık dışı bir hayata mahkum edilmelerinin bitmesini isteyen ve 35 milyonluk İran’ın 23 milyonunu oluşturan bu toplumlar, devrimin artık sözünde durmasını beklemektedirler. Aksi halde ayaklanmaya hazırdılar. Patlamaya en hazır ve yakın görünenler de Kürtlerdir.
Tamamen aynı gerçekler, niyetler ve isteklerle haklarını arayan bu gruplar ile İran yönetimi arasında gergin bir bekleyiş sürmektedir. Her an içerden veya dışarıdan gelebilecek bir itmeyle patlaya bilecek bir saatli bomba gibi durmaktadırlar.
Devrimin ilk döneminde yapılan büyük vaatlerin gerçekçi olmadığının geç farkına varılması ve işleri güçleştirmektedir. İran hükümetinin sağduyulu yaklaşımı ve dış güçlerin tahriklerine kapılmaması durumunda bu bomba etkisizleştirilebilir belki. Bölgede anahtar ülke niteliğindeki İran’ın bölünmesi, Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren ve etkileyebilecek bir gelişmeler dizisini başlata bileceğinden, Ankara’nın tek çıkışı, Tahran’a gereken desteği zamanında sağlaması ve akılcı-dengeli bir politika izleyebilmesidir.
İran’ın iç çekişmelerinin anatomisi da şöyledir:
Kürdistan: İran’daki etnik gruplar arasında otonomiye en yakın olan Kürtler dört bölgede yaşamaktadırlar. 1) Irak ile sınır olan Kürdistan ve Kermanşah, 2) Türkiye ile sınırı olan Batı Azerbaycan, 3) İlam elayeti.
Şah dönminde en çok ezilen, soykırımına uğrayan Kürtler baskılar karşısında dirençlerini daha arttırmışlar ve dışardan da gelen desteklere büyük oranda silahlanarak hem bölgelerini, hemde birliklerini en iyi şekilde koruya bilmişleridir. Bugün Kürtler istedikleri anda bir hareketi başlatıp ayrı bir devlet kurabilecek aşamadadırlar. Humeyni’den haklarını istemekte ve ne kadar süreceği bilinmeyen bir bekleme içine girmiş görünmektedirler.
Kürtlerin 26 noktalık ortak bir planları vardır. Dört ayrı gruba ayrılmalarına rağmen, aralarında bir orak plan saptayabilmişlerdir.
1) Kürt Demokratik Partisi (KDP): Sol eğilim içinde, Kasemli başkanlığında Baasçılar, Kerim Hasami başkanlığında Moskovacılar ve bir de Kürt Milliyetçileri fraksiyonu vardı.
2) İzettin Hüseyin Grubu: İlerici İslam yaklaşımında ve gücünü dini liderlerinden alan etkin bir gruptur.
3) Halkın Fedailerinin Kürt Grubu: Marksist ve devrimin gerçekleçmesende büyük katkısı olmasına karşın Humeyni ile anlaşmayanlar.
4) Komala (Kürdistan Emekçileri Devrimci Derneği): Dr. Aziz liderliğinde tümü silahlı ve güçlü bir gruptur. Humeyni’yi kesinlikle reddeden bu grup Marksist olmalarına rağmen Moskova yanlısı değillerdir.
Oldukça geniş fraksiyonlara ayrılan bu grupların anlaştıkları nokta ise özetle şudur:
– Kürtlerin yaşadıkları dört eyaletin birleştirilip bir tek idare bölge durumuna sokulması.
– Ayrı yerel meclisle kendi kendilerini yönetmeleri.
– Eğitim, yerel vergiler, polis ve yargı organlarının da Kürtlere bırakılması.
Dört grubun birer sözcüsünden oluşturulan Kürt müzakirecileri grubunun oluşturulması Humeyni tarafından reddedilmiş, kendini kabul etmeyenlerin de bu gryba alınmamasını istemesi nedeniyle Tahran yönetimi ile müzakereler başlamış ancak bir sonuca varılmadan kesilmiştir. Kürdistan’da son derece gergin bir hava aürmekte. Şimdilik ordu ve devrim muhafızları duruma hakim gibi görünmektedirler. İran’daki referandum ve seçimlere de katılmayan Kürtler beklemektedirler. İran hükümeti nu önerileri bir ayrılma ve petrol bölgesi yanında bir Kürt devleti kurulması anlamına geleceğini ileri sürerek önerileri kabule yanaşmamaktadır.
İran’daki Kürtlerin önemlice bir bölümünün Türkiye ve Irak’da da yaşamaları ve yakın hısımlık ilişkilerininSubay bulunması, burada başlayacak bir hareketin hemen sıçrayabileyeceğini göstermektedir. Türkiye’nin Şah dönemindeki gibi gizli pazarlıklar yerine dıştan gelecek kışkırtmaları önlemeye yönelik ve Kürtlerin haklarını ülkeyi bölmeyecek şekilde elde etmelerine yardımcı olmaktan başka bir çıkış yolu görünmemektedir. Silahla bu sorunun çözümlenmeye kalkışılması, bölgedeki herkese önemli sorunlar yaratacaktır.
Azeriler: İran’da 14-15 milyon civarında Türk asıllı yaşamakta ve bunların içinde en büyük grubu da yaklaşık 12 milyonluk nüfusuyla Azeriler oluşturmaktadır. Türk Mafiası diye nitelendirilen Azeriler kendilerini Türk asıllı saymakta ve ardından İranlı olmaklarını söylemektedirler. Bazılarımızın sandığı gibi Azerilerin Türkiye ile ilgileri dil kültüründen ileri gitmemekte, ancak İran’da Türkiye lehine büyük bir potansiyeli oluşturmaktadırlar.
Şah döneminde Türkiye ve Türk kültürüyle ilişkilerinin kesilmesi için her şeyin yapıldığı ve Ankara’nın da Çah’ı kızdırmamak için göz yumduğu Azeriler, eskiden de yönettikleri İran’da yeniden söz sahibi olmak, hükümet üzerinde etkilerini kurabilmek ve eğitim özerkliklerini kavuşmak istemektedirler. Bugün de İran ekonomisi ve ünlü Tahran pazarı Azerilerin elinde bulunmakta ancak, Humeyni vaadlerini yerine getirmeye pek yanaşmamaktadırlar.
Azeriler, Tebriz başkenti olan Doğu Azerbaycan ve eski adıyla Rizaiye (şimdiki Urmiye) olan başkentin kapsadığı Batı Azerbaycan’da yaşamaktadırlar. Dini liderleri de, bu sıralarda göz hapsinde tutulan Şeriatmedari’dir.
Azeriler bugün Şii olmalarına rağmen, Humeyni’nin Anayasa ile kabul ettirdiğini İmamlık Müessesesi’ne karşıdırlar.
Türkmenistan
En temzi Orta Asya Türkçe’si konuşan ve Türkiye’ye duygusal bir yakınlık duyan Türkmenler’in nüfusu 700 bin civarındadır. Şünni oldukları için Humeyni yönetimiyle ters düşen ve tepki gösteren Türkmenler, Şah’ın Ak devrimi sırasında ellerindeki toprakları da yitirdiklerinden ayaklanmışlardır. Devrim ile birlikte eski topraklarına giren Türkmenler şimdi buraları ekiyorlar ve kendi yönetimlerini de kurmuş durumdalar. Merkezi hükümet Türkmenlere de çatışmayı göze almadığından uzaktan izlemekle yetinmektedir. Tatar tipi, sert karakterli ve savaşçı bir toplum olan Türkmenler, Şii’liğin resmi din olarak Anayasa’ya girmesine her şeyin buna göre ayarlanmasına ve tabii İmamlık Müessesesi’ne karşı çıkmaktadırlar. Tam bir halk ayaklanmasının sürdürüldüğü Türkmen bölgesi Kürtlerden sonra ilk otonomi isteyecekler arasında sayılmaktadır.
Sünni Araplar: Irak sınır bölgesinde yaşayan 2 milyon Sünni Arap’tan oluşan bu grup, üzerinde en fazla dış oyunların oynandığı etnik toplumlardan biridir. Farsilerle hem ırk hem de din ayrılığı olması ilişkileri daha da güçleştirmektedir. Irak-İran çatışması ve petrol kuyularına sabotajların büyük bölümü bu bölgede görülmektedir.
Humeyni’nin Şii’lik mezhebini resmileştirmesi üzerine Kuzistan’da tam bir ayaklanma görülmüştür. Petrol borularına, rafinerlerine, depo ve trenlere karşı sabotaj yapan Kuzistanlılar daha çok terör taktikleri kullanmaktadırlar. Hürmüzgan eyaletindeki Sünni-Şii çatışmalarında elli kişinin öldüğü Hürmüz Körfezi’ni koruyan askeri üs ile Tahran arasındaki bağı dahi zaman zaman kesen Kuzistanlılar kesinlikle ne istediklerini açıklamalarına rağmen oturdukları son derece stratejik ve petrol dolu bölgede paylarını elde etmek amacında görülmektedirler. Burası da merkezi hükümetin büyük güçlüklerle karşılaştığı ve bir türlü bu etkili bir denetime sokmadığı yerlerden biridir.
Beluçistan: 365 bin kilometrekarelik bölgede yaşayan 1 milyon Beliçi, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a girmesinden sonra, sadece İran’ın değil tüm dünyanın dikkatle izlemeye başladığı grup olmuştur.
Son derece dağlık olan ve Afganistan ile Pakistan sınırına dayalı bölgede yaşayan Beluçiler, bölgenin en geri bırakılmış ve yaşantılarını sadece kaçakçılıkla sağlamaya itilmiş insanlardır. Afganistan ve Pakistan’daki Beluşiler gibi son derece sert karakterli ve hiçbir yönetimi kabullenmek istemeyen Beluçiler, Sünni olduklarından Şii mezhebi hakimiyetine kesinlikle karşı çıkmaktadırlar. Istekleri belirli çizgiler içinde özerklikti.
Batı çevreleri, Sovyetler’in körfeze ine bilmek için Beluçileri kışkırtacağını ileri sürerek buradaki gelişmeleri çok yakından izlemekte ve zaman zaman da durumu kendi leyhlerine çevirici girişimlerde bulunmaktadırlar.
Işte İran’ın içerdeki sorunlarından en önemlileri, bunun yanısıra ekonomik sorunları da var tabii etnik gruplar ve (halklar sorunu) her an herhangi bir iç veya dış kışkırtmayla patlaya bilecek bir saatli bomba gibi beklenmektedir.”
Yukarıda görüldüğü gibi devrim esnasında yaran otorite boşluğu Fars olmayan diğer etnik gruplara kendileri göstermeğe zemin yartmış ve nerdeyse ülkenin her köşesi bu etnik grupların ayaklanma alanına çevrilmiştir. Fakat Birant bu raporu yazdığı dönemde Ayetullah Şeriatmedari ev hapsine kapatılmış ve Tebriz’in isyasi Humeyni yanlıları tarafından bastırılmıştır. Birant’ın söylediği gibi Azeri Türklerin isyan nedeni özerklik isteği ve Vilayet-i Fakih denilen yasanın resmileşmesiydi.

Tebriz Azeri’lerin Konrtolu Altında
İran’da devrimin zaferi ile Pahleviler devrildi ve İran din eksenli yeni bir düzene doğru hareket etmeğe başladı. Bu devrimin sonuçlanmasında Şah’a karşı mücadile eden bir çok siyasi eğilimin katkısı vardı. Silahlı sol gruplar, İslamcı Tebrizkesimler ve liberal milliyetçiler, yeni yönetimden kendi paylarına istiyordular. Fakat halkla iç-içe yaşayan ve mescitleri kendi siyasi meydanları gibi kullanan İslamcı gruplar ülkenin yeni yönetiminde halktan aldıkları güç ve maşruiyet yüzünden daha çok söz sahibi oldular ve gelecek yıllarda diğer grupları İran’ın siyasi sahnesinden silmeği başarabildiler. Birçok araştırmacıya göre İran devriminde, halk ne istediğini bilmiyordu, ne istemediğini iyi biliyordu. İran halkı kurulacak olan yeni düzen hakkında hiçbir bilgi veya öntasavura sahip değildi ve yanlız Şah’ın devrilmesini istiyordu.
İran Türkleri (Güney Azerbaycanlılar) Pahleviler döneminde ister kültürel isterse siyasi alanda ağır baskılara maruz kalmış bir halk olarak İran devriminde etgin rol oynamışlar. Tahran pazarının çoğunluğunu teşkil eden Azeri tüccarları dervime mali destekte bulunmuş, Tebriz üniversitesi öğrencileri Tahran üniversitesi öğrncileri ile beraber büyük çaplı protestolar yapmış, Şeriatmedari Humeyni’yi ölümden kurtarmış ve ülkeye geri dönmesini sağlamış ve bu devrim için yüzlerece ölü vermiştir. Defalaraca etgin siyasi şahsiyetlerin söylediği gibi, Tebriz ve Güney Azerbaycan olmasaydı İran devrimi hayatta gerçekleşemezdi. Ancak, bukadar yeni düzen için emek veren Güney Azerbaycan halkı Şah’ın devrilmesinden sonra Tahran’dan tatsız haberler duymağa başladı. Bu haberlerin özetini şu cümle ile ifade edebiliriz: “Azerbaycan’ın hakları gözardı edilecek ve yeni Anayasa mollaların diktatörlüğüne yol açacaktır.” Işte Güney Azerbaycan halkının bazı siyasi faalları buna itiraz olarak devrimin ilk aylarında “Halk Müslüman Partisi”‘ni kurdular. Bu parti yeni sistemde Güney Azerbaycan için özerklik istiyorud ve İran’ın yeni Anayasa’sında Şii mollaların mutlak diktatörlüğüne karşı çıkıyordu. “Halk Müslüman Partisi” kurulduktan sonra Ayetullah Şeriatmedari’nin yanına gidip olndan izin istedi. Şeriatmedari partinin isteklerini yerli bilerek bu partiye destek verdi ve partinin manevi lideri haline geldi. “Halk Müslüman Partisi”, Şeriatmedariden aldığı maşruiyetle Tebriz’i kontrol altına aldı. Radyo-Televiziyon gibi stratejik kurumları Şeriatmedari taraftarları eline geçti ve Tahran yönetimi Tebrizin gücünün farkında olarak sarsıntıya düştü.
Milliyet gzaetesinin 7.12.1979 sayısı Tebriz isyanını bu şekilde başlanmasısı yazıyor:
“Azeri Türklerinin lideri ve ılımlı din adamlarından Ayetullah Kazım Şeriatmedari önceki gün Kum kentindeki evinde bir grubun saldırısına uğramıştır. Bir suikast niteliği taşıdığı bildirilen saldırıda. Şeriatmedari’nin bir Radyomuhafızıyla bir er ölmüştür. Bu olaylar üzerine dün Tebriz’de 30 bin kadar Şeriatmedari yanlısı gösterici yürüyüş yapmış Katillere ölm diye bağırmıştır. Daha sonra Tebriz radyo ve TV’sini işgal eden göstericler, genel valilik bürosuyla milli bankaya saldırmış içinde devrim muhafızı bulunan bir tankeri devirerek 3 kişiyi rehine almışlardır. Göstericiler bu arada Dışişler Bakanı Kutbizade ile Başhakim’in görevden alınmalarını istemişleridir. Bu olaylar üzerine Dini Lider Humeyni ilk kez Şeriatmedari’nin evine giderek yarım saat süren bir görüşme yapmıştır.”
Iki gün sonra, 9.12.1979 sayısı bu cümlelerle Tebriz’in durumunu anlatıyor:
“İran’ın ikinci derecede önemli din adamı Ayetullah Şeriatmedari taraftarlarının ülkenin kuzeybatısındaki Tebriz kentinde durumu kontrol altında tuttukları bildirilmektedir. Bu arada, bir açıklama yapn Azeriler liderleri Şeriatmedari’nin izni olmadan Ayetullah Humeyni’nin hiçbir temsilçisiyle görüşmeyeceklerini belirmişlerdir. Tebriz’deki radyo-televizyon istasyonunu işgal altında tutan Azeriler’in bir sözcüsü Ayetullah Şeriatmedari’den görüşmek için emire almadan da Bazargan’la bile görüşmeyiz, demişti. Öte yandan özerklik isteyen Kürtler de, Tebriz kentini ele geçiren Azerileri desteklediklerini bildiren bir mesaj yayımlamışlardır. İran Kürdistan Partisi (KDP)’nin yaptığı bu açıklamaya karşılık Komünist Partisi (TUDE) tarafından yayımlanan bildiride ayaklanmanın Amerika tarafından bir oyun olduğu ve Humeyni’yi zor durumda bırakmak amacıyla sahneye konduğu öne sürülmüştür. Bu arada Tahran Radyosu’nun bildirdiğine göre Humeyni ile Şeriatmedari dün akşam bir görüşme yapmışlarıdr. Yaklaşık yarım saat süren görüşmeden sonra PARS Ajansı’na bir açıklama yapan Şeriatmedari görşmenin son derece yararlı ve yapıcı olduğunu söylemiştir.”
10.12.1979 sayısı yine Tebriz’e ihtisas edilimiş ve Humeyni’nin bu olayları dışgüçlere bağlamasını anlatıyor. Bu sayıya göre:
“Bir süreden beri Şeriatmedari yanlısı Azeri Türkleri tarafından işgal edilen Tebriz radyo ve TV’si Humeyni taraftarlarınca dün ele geçirilmiştir. … Radyonun ele geçirilmesinden önce Şeriatmedari verdiği bir demeçte bundan sonra olacaklardan hükümet sorumludur, demiştir. Şeriatmedari demecinde hükümetin yanlış adımlar atmaktan kaçınmasını istemiştir.
Ayetullah Humeyni de bir açıklama yaparak Tebriz radyosunu bir süreden beri ellerinde tutunların dışarda kaynaklanan güçler olduğunu söylemiştir. Tebriz’de gerginlik artarken Havaalanında Humeynicilerle Azerileri arasında çatışmaların sürdüğü bilidirlmektedir. Tebriz Havaalanı ve kentin çeşitli bölgelerindeki çatışmalarda çok sayıda kişinin de yaralandığı haber verilmektedir. “
Tam iki gün sonra yine Milliyet gazetesi Tebriz olaylarına yer veriyor. Bu defa olaylar büyümüş ve Tebriz resmen Müslüman Halk Partisi egemenliği altına geçmiştir. Bu durum Humeyni’ni tepgeyi zorlayıp ve Humeyni olayları dışgüçlere bağlıyor. Bu arada, Ayetullahlar arasında çekişme sürüyor, 11.12.1979 Milliyet gazetesinin manşeti olarak geçiyor ve bu cümleler ilk sayfada yer alıyor:
“Ayetullah Şeriatmedari yanlısı Azeriler’le, Ayetullah Humeyni yanlıları arasında yer yer çatışmalar sürüyor. Bir kaç kez el değiştiren radyoevi, sonunda Azeriler’in elinde kaldı. Resmi dairelerin birçoğunda da Şeriatmedari yanlıları egemen …”
Hemin sayının 8.ci sayfasında Tebriz’in durumu ve Humeyni’nin tepgisi altdakı cümlelerle rapor ediliyor:
“İran’da Ayetullah Humeyni ile Aetullah Şeriatmedari yanlıları arasında bir süreden beri devam etmekte olan çatışmaların yoğunluk kazanmaı üzerine, dün Tahran radyosundan bir açıklama yapan Humeyni Tebriz halkına hitaben karışıklık çıkaranları yakalayın ve yargılanmaları için adalete teslim edin demiştir. Konuşmasında yabancı ajanlara yaptığı suçlamaları yenileyen Humeyni karışıklık çıkaranların Tebrizli olmadıklarını yabancılar tarafından beslenen ajanlar olduklarını öne sürmüş ve bunlar İslam’a karşı olanlardır. Bu karışıklıkları durdurmak için kuvvete başvurmak istemiyoruz. Çünkü bizim politikamız, anlaşmazlıkları barışçıl yoldan çözümlemey dayanmaktadır, demiştir.
Öte yandan Tebriz’de taraflar arasında çatışmaların sürdüğü bildirilmektedir. Kentteki birçok resmi dairede Şeriatmedari yanlısı Azeri Türkler egemen durumdadır. Tahran radyosunun dünkü yayınlarında kontrolün Humeyni yanlılarında olduğunun açıklanmasına karşın çeşitli yabancı ajanslar Azerilerin binayı ellerinde bulundurduklarını haber vermişlerdir.
Öte yandan İran Ekonomi ve Maliye Bakanı Abdülhasan Benisadr, beraberinde Azerbaycan’daki sorunlar konusunda bilgi edinmekle görevli bir heyetle Tebriz’e gelmiştir. Heyette Büçe ve Plan Bakanı İzatullah Sahabi ile Humeyni Komiteleri sorumlusu Ayetullah Mehdevikeni de bulunmaktadır. Sadr, Tebriz’e geldikten sonra radyodan yaptığı bir konuşmada heyetin amacının Tebriz halkı ve yetkilileri ile ilişki kurarak Doğu Azerbaycan’da ortaya çıkan sorunlar çözümlemek olduğunu belirtmiştir.
Geçen Perşembe günü kutsal Kum kentinde Şeriatmedari yanlılarından 2 kişinin öldürülmesiyle alevlenen çatışmanın temelinde Azerilerin Humeyni’yi geniş yetkilerle donatan yeni İslam yasasına muhalifeti yatmaktadır. Humeyni yanlısı öteki dini liderler önceki akşam Şeriatmedari’den Müslüman Halk Cumhuriyeti Partisi ile ilişkisini kesmesini ve partiyi dağıtmasını istemişler ancak Şeriatmedari buna niyeti olmadığını adı geçen partiyi desteklediğini bildirmiştir.”

Guardian Gazetesi: İran Türklerinin Ayaklanması ve Anadolu Türkleri
Şeriatmedari ve Müslüman Halk Partisi herekatı olarak nitelendire bileceğimiz ayaklanma günden güne genişleniyordu. İslami devrimiyle dünyanın dikkatını celb eden İran, Tahran’da ABD elçiliği rehinleri Tebriz’de ise Türkkamoİran Türklerinin ayaklanmasıyla karşı karşıya kalmıştı. Bu durumda Guardian gazetesi bu ayaklanmanı Anadolu Türkleri açısından inceleğip ve bu inceleme Milliyet gazetesinin 13.12.1979 sayısında yayınlanmıştır. “Türk Kamo Oyu İran’daki Kavgalara Bulaşmıyor” başlığıyla yayınlanan bu incelemede Türkiye’nin İran Türkleri ayaklanmasına tepgisi kaleme alınmıştır. Milliyet gazetesine göre Guradian’in bu konu hakkında incelemesi bu şekildedir:
“Kuzey İran’da Azeri Türkleri ile Humeyni yönetimi arasında oluşan son sürtüşmelerden sonra Guardian gazetesinde dün David Barchard imzasıyla İran Türkleri ile Anadolu Türklerinin ilişkilerini inceleyen bir yazı yayınlanmıştır. Yazıda özetle şu görüşlere yer verilmiştir: Daha şimdiden bazı sağcılar İran Türkleri ile Kıbrıs Türkleri arasında bir paralel çizmeye başlamışlarıdır. Fakat genellikle Türk kamo oyu Tebriz olayları karşısında Kıbrıs’taki kadar etkilenmemiştir. İran ve Sovyetler Birliği’nde konuşulan Azerbaycan Türkçesi İstanbul Türkçesinden fazla değişik olmamakla beraber tarih Türkiye Türkleri ile İran Türklerini birbirlerinden ayrı tutmuştur. İran ve Kafkasya Türkleri ile Anadolu Türkleri arasındaki kopma 1923’te Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zaman tamamlanmış görünmüştür. Cumhuriyetin ilk lideri Mustafa Kemal Atatürk bölgedeki bütün toprak iddialarından vazgeçmişti. Orta Asya Türklerinin Anadolu Türklüğünü liderliği alında birleştirmesi doktrini olan panturanizm de bir kenar politik faaliyet olarak bırakılmıştı. Yalnız Sovyetler Birliği’nden gelen göçmenlerden oluşan gruplar Azerbaycan Türk milliyetçiliği sloganlarını canlı tutmuşlardır. Bu grupların Türk toplumunda önemleri bulunmamakla beraber 1974 sonbaharında Sovyetler’in Türkiye’ye bir ihtarda bulunmalarına da neden olmuşlardır.
İran’daki Türk azınlıkları sorunu Türkiye’nin Şah ile ilişkilerini de etkilemiştir. Türkiye ile İran arasındaki bir kültür anlaşması İran üniversitelerinde Türkçe eğitime yol açacağı için hiçbir zaman tam olarak uygulanmamıştır. Şah, anadili Türkçe olan 16 milyon İranlının ayırıcılık eğilimlerine kapılmasından çekinmiştir. Azerbaycanlılardan başka doğuda Kümbet-i Kabus bölgesinde yaşayan Türkmenler de buna dahildir. Türkmenler de geçen yaz ayaklanmışlardı.
Şimdi olduğu gibi, o zaman da Ankara Radyosu ayaklanan grupların Türk kimliklerini bilmezlikten gelmiş ve bunları etnik gruplar olarak nitelemişti. Sanıldığına göre, Ankara Radyosu ayaklanmanın Türklerden geldiğini belirtmekle kamuoyunda tepkiden çekinmiştir. Bu hafta Anadolu Ajansı da Ayetullah Şeriatmedari’den ayırıcılık isteyen bir dini lider diye sözettiği için Türk basınının hücumlarına uğramıştı.
Bununla beraber Türk kamuoyu hükümetin izinden giderek İran’daki kavgalara bulaşmaktan uzak kalmıştır. İran Türkleri, Türkiye’de destek sağlayacak kadar tanınan bir grup değildir. Ayrıca Türkiye’nin iç politika sahnesi de frenleyici bir rol oynamaktadır.”

Şeriatmedari Gözaltında
İran devriminde en etgin insanlardan biri olan Şeriatmedari, devrimin ilk günlerinde Humeyni ve çevresinde olan devrimci insanların diktatörlüğe yol aça bilecek tavırlarını görerek itirazda bulundu. İran Türklerinin manevi ve dini İdamlideri olan Şeriatmedari’nın bu çağrısına ilk ses Tebriz’den geldi ve Tebriz halkı “Müslüman Halk Partisi”‘ni kurarak Güney Azerbaycan’a (İran Azerbaycan’ına) özerklik istedi. Güney Azerbaycan’ın (İran Azerbaycan’ın) özerklik isteğine Şeriatmedari de destek verdi ve Tebriz kenti Devrim Muhafızları ile halkın silahlı çatışma alanına döndü. Birkaç gün çatışmadan sonra Tebriz’in idaresi halkın eline geçti ve “Müslüman Halk Partisi” Tebriz’e hakim oldu. Bu olayın ardından “Kum” kentinde yaşayan Şeriatmedari, Humeyni’nin emri ile gözaltına alındı. Şeriatmedari’nin tutuklanması Tebriz’de büyük bir galeyana neden oldu ve tüm devrime ait binalar yakıldı ve devrimin merkezi komite binası halk tarafından işgal edildi. bu olayları Milliyet gazetesinin 09.01.1980 sayısı bu şekilde anlatmıştır:
“İran’ın çeşitli kentlerinde etnik kökenli karışıklıklar sürerken Ayetullah Humeyni 15 gün süreyle kimseyi kabul etmeyeceğini açıklamıştır.
Daha sonra, Ayetullah Humeyni’nin aşırı yorgunluktan rahatsız olduğu ve bugün yapılacak bir dini bayram törenlerinin ve tüm gösterilerinin yasaklandığı açıklanmıştır. Humeyni’ye yakın çevreler liderin Dışişler Bakanı Kutbizade ile randevusunu da iptal ettiğini söylemişlerdir. Kutbzade bir süreden beri Dışişler Bakanlığında konuk edilen Amerikan işgüderi Bruce Laingen’in Amerikan Elçiliğini basan öğrencilere teslim edilip edilmemesini Humeyni ile görüşecekti.
İran’ın kuzey ve güney kesimlerinde karışıklıkların ve çatışmaların yoğunlaştığı belirtilmektedir. Tebriz’de on binlerce sokaklara dökülmüş ve Devrim Komitesi Merkezi’ni ateşe vermişlerdir.
Basra Körfezi kıyısındaki Bangar Langah kentindeki çatışmada hafta sonunda bu yana 41 kişi ölmüştür. Beluçistan ve Sistan yörelerinde de sekiz kişinin öldüğü belirtilmiştir.
Öteyandan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kurt Waldheim İran’ın henüz uluslararası görüşmeleri yapacak ortama gelmediğini söylemiş ve İran’ın tek isteğinin Şah’ın yargılanması olduğunu belirtmiştir.
İranlı Azeri Türkleri’nin dini lideri Ayetullah Kazım Şeriatmedari’nin son olaylar üzerine gözaltında tutulduğu bildirilmiştir. Geçtiğimiz hafta Humeyni yanlısı Devrim Muhafızlarıyla Şeriatmedari yanlısı militanların şiddetli çarpışmalar yapmaları yüzünden Şeriatmedari’nin tam anlamıyla kara listeye alındığı belirtilmiştir.
Bu arada Şeriatmedari’nin kendi taraftarlarına olay çıkarmamaları özellikle bugün İran’da Erbain adlı dini yas günü olması nedeniyle herhangi bir karışıklığa meydan vermemeleri çağrısında bulunduğu haber verilmiştir. Buna rağmen Azerbaycan eyaletinin başkenti Tebriz’de bugün geniş çaplı gösteriler çıkması beklenmektedir.
Öte yandan, Kürdistan’ın başkenti Sanandaj’da ise Devrim Muhafızları’nın kenti terk etmelerini isteyen Kürtlerin istekleri kabul edilmediği için durumun gergin olduğu belirtilmiştir. Kürdistan’ın Sünni Lideri Şeyh İzettin Hüseyni Kürt sorununun çözümlenmesi için bizzat Humeyni’ye başvurmuş ancak Humeyni’nin şimdiki halde çok yorgun olduğu ve dinlenmeye çekildiği için hiçbir sorunla uğraşmayacağı yanıtını almıştır.”
Bu olayın ardından Humeyni’nin emri ile İran Devrim Muhafızları Tebriz’e doğru hareket ediyorlar ve Şeriatmedari yanlısı militanlarla kent içinde savaş şiddetleniyor. Fakat teçhizat üstünlüğü nedeniyle Devrim Muhafızları galip geliyorlar ve resmi verilere göre 50 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir saldırıdıa Tebriz’in stratejik merkezleri yeniden Humeyni yanlıları eline geçiyor. Milliyet gazetesi 11.01.1980 sayısında bu olayla ilgili şu cümlelerle görebiliyoruz:
“Azerbaycan’ın başkenti Tebriz’de Humeyni yanlıları ile Ayetullah Şeriatmedari yanlısı Azeriler arasında çıkan ve 10 kişinin ölümü ile sonuçlanan olaylardan sonra kente durum sakinlştiği ve ordunun kontrolu ele aldığı bildirilirken İran Körfezi’ndeki Abadan limanında bir petrol tankı patlamış 7 kişi ölmüş 17 kişi de yaralanmıştır.
İran kadyosu Tebriz’de ki olaylar sırasında çatışmaları önlemek için Devrim Muhafızlarının da görev aldığı bildirilirken çatışmalarda 500 kişinin yaralandığı 50 kişinin tutuklandığı eklenmiştir.”
Durum sakin görünsede fırtınadan önceki sessizlikti. Tam bir hatfa sonra Milliyet gazetsi Tebriz’de 20 subayın tutuklanma haberini yaydı. Bu subaylar İran ordusu içinde Müslüman Halk Partisi’ne bağlı Azerilerdi ki Tebriz’liler arasında silah dağıtıp darbe girişiminde bulunmak istemişler. Milliyet’in 21.01.1980 haberine göre:
“İran’ın kuzeybatısındaki Azerbaycan eyaletinin başkenti Tebriz’de 20 ordu mensubunun İran İslam Devrim yönetimine karşı komplo düzenlemkele suçlanarak tutuklandıkları öğrenilmiştir. Ayrıca 30 kişinin de aynı suçtan aranmakta oldukları ileri sürülmüştür. Yakalananlar ve arananlar Tebriz’de 10 gün önce cereyan eden olaylara karışmakla da suçlanmakdadırlar. Kaynaklar tutuklanan 20 kişinin suçlarını itiraf ettiklerini belirtirken bunların ordu malları silahları Ayetullah Şeriatmedari yanlısı Müslüman Halkın Cumhuriyetçi Partisi’ne verdikleri de ileri sürülmüştür. Tutuklananlardan bir binbaşı ile iki çavuş bugün Devrim Mahkemesi’nde yargılanmaları beklenmektedir.”
M. Ali Birand, 23.01.1980 tarihinde yazdığı bir analizde İran Ordusunun bu durmunu böyle anlatmıştır:
“İran’daki ihtilalden sonra bu ülkenin ordusu kelimenin tam anlamıyla parçalanmış. bir bölümü kaçarken bir bölümü de Şah rejimiyle ilişkisinden dolayı cezalandırılmıştır. Bugün için İran ordusunun yerini, Devrim Komitesi’nin muhafızları doldurmaya çalışmaktadır. Amerika ile ilişkilerin donması nedeniyle de İran Hava Kuvvetlerinin uçak ve helikopterleri yedek parçasızlıktan uçmaz durumdadır.
İran’daki azınlıklar sorunu da geçici olarak çözülmüş gibi görünüyorsa da yine de başbakanlık seçiminden sonra Kürdistan ve Azerbaycan’da olayların yenilenmesi beklenmektedir.
Işte bu iki açıdan komşumuz olan İran’a hem destek olma hem de oradaki olayların Türkiye’ye sıçramaması sorunları buradaki Türk çevreleri de kaygılandırmaktadır.
İran ordusunun yeniden düzenlenmesi için çalışmalar başlamışsa da bunun uzunca bir süre alacağı bilinmektedir. Bugünkü koşullarda da İran’ın dışardan gelebilecek herhangi bir saldırıya düzenli bir orduyla karşı koyması söz konusu değildir. Ordunun elinde bulunan ancak Amerikalılar tarafından kullanılan en modern aygıtlar da hareketsiz şekilde yatmaktadır. Bu nedenle bölgenin korunması açısından Türk ordusunun üzerine düşebilecek kaynaklar yeni bir planlamaya dahi gidilmesi gereği üzerinde düşünmektedirler.
İran’daki azınlık sorunları da hala kanayan yara şeklindedir. Kürtlerle Humeyni rejiminin yöneticileri tüm çabalarına rağmen uzlaştırıcı bir dialog kuramamışlardır. Birkaç gün önceki toplantılar da iptal edilmiş ve ülkenin bu bölümünde gerginlik sürünmektedir. Azerbaycan’da da için için kaynayan bir memnuniyetsizlik hissedilmektedir. Ancak, Azeriler, Kürtler gibi otonomi değil, hükümette daha fazla söz istediklerinden dolayı onların ortaya çıkarttıkları sorun daha değişiktir.
İran bölünmesi olasılığının Türkiye için de önemli bir tehlike olacağı düşünülürse bu ülkedeki her gelişmenin bizim için de düşündürücü bir yanı bulunmaktadır.”

Şeriatmedari ve Yakınları İdamla Yargılanıyor
Yukarı satırlarda söylediğimiz gibi, Tebriz’in isyanı Humeyni tarafından dışgüçlere bağlanır. İran DevrimDevrim-muhafızları Muhafızları Tebriz’e gidip ve halkla çıkan çatışmada, halka üstün geliyorlar. Bu olayların ardında Şeriatmedari, Kum kentinde gözaltına alınıyor ve Müslüman Halk Partisi’nin yanlılarına Tebriz’de yakalanma kararı çıkıyor. Tutuklanan insanlar İran Devrim Mhakemesi tarafından idam ediliyorlar. Hatta Humeyni’yi Ayetullah mertebesine yükselterek idamını Şah döneminde engelleyen Şeriatmedari İran Devrim Mahkemesinde idamla yargılanıyor.
Milliyet Gazetesi 13.1.1980 sayısı idam olunanların haberini böyle yansıtıyor:
“İran’da dün 19 kişi daha idam edilmiştir. Tebriz’de idam edilen 11 kişinin Şeriatmedari yanlısı Cumhuriyetçi Müslüman Halk Partisi Merkezi’ne yapılan baskın sonucu ele geçirdikleri açıklanmıştır. Bu arada çeşitli suçlardan sanık olarak Devrim Mahkemeleri’nde yargılanan 8 kişi de kurşuna dizilmiştir. Perşembe günü Devrim Muhafızlarının Şeriatmedari yanlısı olduğu bilinen bir doktoru Tebriz’de kaçırdıktan sonra kurşuna dizdikleri öğrenilmiştir.”
20.04.1982 sayısı ise Ayetullah Şeriatmedari’nin idam istemiyle yargılanacağını söylüyor:
“İran’da Azeri Türklerinin dini lideri olanAyetullah Şeriatmedari’nin gözaltına alındıktan sonraki sağlık durumuyla ilgili resmi açıklama yapılmazken, Tahran Radyosu, Şeriatmedari’nin iki yakını ile Dışişleri eski bakanı Sadık Kutbizade’nin de aralarında bulunduğu 40 kişinin yönetimi devirmek amacıyla darbe hazırladıkları ve yakında yargılanacakları duyurulmuştur.
Soruşturma kurulu başkanı Hoccetülislam Muhammed Reyşehri, Tahran Radyosu’unda Şeriatmedari’nin yakınları ile Kutbizade’nin idam istemiyle yargılanacaklarını açıklamıştı.
Humeyni ile arasının açılmasından bu yana evinde göz hapsine alınan Şeriatmedari ise Hamburg’daki oğlu aracılığıyla yayımladığı mesajda darbeyle ilgisi olmadığını gözaltındaki yakınlarının da siyasal beklentileri bulunmadığını duyurmuştur. Şeriatmedari’nin sürgündeki oğlu da babasının yaşamının tehlikede olduğunu söylemiştir.
Öte yandan, Irak cephesinde üstünlük kurduğu bildirilen İran askerlerinin son günlerde ayrılıkçı güçlere karşı büyük bir temizliğe giriştiği ve Batı İran’da son iki gün içinde 30’a yakın ayrılıkçı gerillanın öldürüldüğü bildirilmiştir.”
Bu mahkemeden sonra Şeriatmedari hakkında ilginç bir karar çıkıyor. Humeyni’ye dini yetgi veren Şeriatmedari’nin dini yetgisi elinden alınıyor. Milliyet’in 21.04.1982 sayısı bu karara bu cümlelerle yerveriyor:
“İran’daki Azeri Türklerin dini lideri Ayetullah Şeriatmedari’nin dini yetkilerini elinden alındığı açıklanmıştır. Humeyni başkanlığında Yüksek Din Kurulu’nca dün alınan kararın gerekçesini açıklayan Ayetullah Hüseyin Ali Montazari, İran Dışişler eski bakanı Sadık Kutbizade’nin sorgusu sırasından Humeyni ve diğer devrim ilderlerine karşı komplo hazırladığını itiraf ettiğini, bu arada Şeriatmedari’nin de kendisiyle işbirliği yaptığını söylediğini belirtmiştir.”
İran yönetimi bunada yetinmeyip Milliyet’in 30.04.1982 sayısında yer alan habere göre Şeriatmedari’ni CİA ajanı olduğunu söyleyir:
“İran’ın dini lideri Ayetullah Humeyni ülkesindeki İslam devriminin tüm dünyaya yayılması gerektiğini söylerken Tahran radyosu bir yayınında Humeyni’nin başdüşmanı Ayetullah Şeriatmedari’nin ABD’nin ümidi olduğunu öne sürmüştür. Tahran radyosunda konuşan İran meclis sözcüsü Amerikan Büyükelçiliği’nde ele geçen gizli evraklardan Şeriatmedari’nin Amerikan Merkezi Haber Alma Örgütü CİA adına çalıştığını söylemiştir.
Sözcü, Ayetullah Musavi Honinha, 1979 yılında işgal edilen ABD Büyükelçiliği’nde bulunan belgelerin Şeriatmedari’nin CİA adına çalıştığını kanıtladığını belirtmiş ve Kutbizade ile Şeriatmedari’nin darbe girişimleri hakkında bilgi vermiştir.”

Şeriatmedari’nin Vefatı ve Tebriz’in Yeniden Ayaklanması
Şeriatmedari’nin idamı halkı yeniden galeyana getirebilirdi. Diğer taraftan Şeriatmedari rütbesinde olan bir dinÖlüm adamının İran devleti tarafından idam edilmesi İslamiyeti kendine temel söylemi belirten yönetim için kötü bir imaj sergileyecekti. Buyüzden Şeriatmedari’nin idamı dayandırılıp ve evhapsine tıkandı. Tam 4 yıl evhapsinde olan Şeriatmedari hastalandıktan sonra vefat etti. Hasta olduğuna rağmen tedavisine izni verilmedi ve hakkın rahmetine kavuştu. Şeriatmedari’nin ölüm haberi Tebriz’e yetince halk sokaklara döküldü. Şeriatmedari’nin resimleri ellerinde taziye tutmak istediler fakat İran devleti buna izin vermeyip gizlice Şeriatmedari defn edildi. Türkiye’de bulunan İran Azerbaycanlıların Şeriatmedari için hazırladıkları mevlit bile Ankara’daki İran Elçiliğinin girişimyle iptal edildi.
Milliyet Gazetesi, 04.04.1986 sayısı Şeriatmedari’nin ölüm haberini bu şekilde yansıtmıştır:
“İran’daki yaklaşık 20 milyon Azeri Türkü’nün lideri Ayetullah Şeriatmedari dün Tahran’da tedavi edilmekte olduğu Behram Hastanesi’nde öldü.
İran’ın dini lideri Ayetullah Humeyni’yle aralarının açılması üzerine 1982’de Kum kentindeki evinde gözaltına alınan Tebriz3Şeriatmedari birkaç ay önce prostat kanserine yakalanmış ve Tahran’da tedavi edilmesine izin verilmişti. Şeriatmedari’nin İran dışında tedavisinin sağlanması amacıyla halen Türkiye’de yaşayan 300 bin kadar Azeri, geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e başvurarak liderlerinin İran’dan çıkartılmasına izin verilmesi için Türkiye’nin girişimde bulunmasını istemişlerdi.
85 yaşındaki liderin ölüm haberinin duyulması başta Tahran olmak üzere İran’ın Azeri Türkleri’yle yoğun olan Tebriz kentinde şok etkisi yarattı. Haberin dün gece kesinlik kazanmasından sonra Tebriz sokaklarında küçük çaplı gösteriler olurken doğrudan lider Humeyni’ye bağlı olan Devrim Muhafızları’nın göstericilere müdahile etmemesi dikkat çeki. Bu arada yönetim karşıtı Azeriler tarafından tüm İran’da bugün genel greve gidilmesi çağrısında bulunurken Şeriatmedari’nin ailesine başsağlığı dilemek için Behram Hastanesi’ne giden Ayetullah Humeyni’nin oğlu Seyid Ahmet Humeyni’nin çevrede bulunan çok sayıda Azeri tarafından binaya sokulmadığı öğrenildi.”
Fakat haberde okutuğumuz gibi ilk günün küçük gösterileri, ikinci gün büyük çaplı göserilere çevrildi ve Milliyet Gazetesi, “Tebriz’de Durum Gergin” başlıklı haberle 05.04.1986 sayısında bu cümleleri yazdı:
“Tahran’da önceki gün ölen Azeri Türklerinin lideri Ayetullah Muhammed Kazım Şeriatmedari’nin cenazesi Humeyni’nin emriyle vasiyeti iptal edilerek gizlice defnedildi. Bu arada yönetimi protesto gösterilerine sahne olanVefat Tebriz kentinde gerilimin giderek artması üzerine caddelerde gruplar halinde dolaşılması yasaklandı. İran başkentinden ulaşan haberlere göre, üç hafta önce sağlık durumu ağırlaşan ve Kum’dan Tahran’a getirilerek Behram Hastanesi’ne yatırılan Şeriatmedari Salı günü kendine geldi. Yakınlarına vasiyetini bildiren 85 yaşındaki din adamı, cenazesinin Kum’a götürülerek kendi evine veya Hazreti Muhammed’in torunlarından Hazreti Masume Türbesi’ne defnedilmesini ve namazının da halen İran’da yaşayan Lübnanlı Şii liderlerden Ayetullah Seyyid Rıza Sadr tarafından kıldırılmasını istedi. Sağlık durumu oldukça düzelmiş görünen Şeriatmedari yoğun bakım odasından çıkartılmak üzereyken yeniden ağırlaştı ve önceki gün öğleden sonra öldü. Haberin duyulması üzerine özellikle Azerilerin yoğun bulunduğu Tebriz kentinde başlayan huzursuzluğu yayılmasını ve parlak bir biçimde yapılması planlanan cenaze töreninin başka boyutlara ulaşmasını önlemek amacıyla yönetim, cenazenin hemen defnini kararlaştırdı. Humeyni’nin emriyle önceki gece geç saatlerde Behram Hastanesi’ne gelen çok sayıda Devrim Muhafızı tarafından alınan Şeriatmedari’nin cenazesi Kum’a götürülerek gece yarısına doğru Ebu Huseyn adlı küçük bir mezarlığa defnedildi.
Şeriamedari’nin ölümü ve hemen ardından vasiyetine uyulmayarak gizlice defnedilişiyle ilgili haberlerin Azerbaycan’ın merkezi Tebriz’e ulaşmasından sonra kentteki gerilim bir anda yükseldi. Şeriatmedari için düzenlenen dini toplantılarla yönetim karşıtı gösterilere Devrim Muhafızları’nın mudahilede bulunmaması dikkat çekerken, huzursuzluğun daha sonra ileri boyutlara ulaşmasından endişe duyan yönetim, Tebriz’de her türlü toplantıyı ve kent içinde iki kişiden fazla gruplar halinde olaşılmasını yasakladı.”
Türkiye’de Şeriatmedari için okunması planlanmış mevlidin iptal haberi Milliyet’in 15.04.1986 sayısında bu satırlarla duyurlur:
“Tahran’da önceki hafta ölen, yaklaşık 20 milyon İranlı Azeri’nin lideri Ayetullah Şeriatmedari için dün İstanbul’daMevlit okunacak mevlit, Diyanet İşleri Bakanlığı tarafından iptal edildi. Mevlidi düzenleyen komitenin sözcüleri iptal kararına Tahran Hükümeti’nin girişimlerinin yol açtığını söylediler.
Mevlidin, dün öğle namazından sonra Aksaray’daki Valide Camii’n de okunacağı bildirilmiş. Bazı gazetelere ilanlar verilmişti. Komiteye göre, İran Büyükelçiliği yetkilileri dün sabah Dışişler Bakanlığı’na başvurarak mevlitte siyasal amaçlı gösteri ve İran’ın dini lideri Ayetullah Humeyni karşıtı sloganlar atılacağını öne sürdüler. Toplantıya izin verilmemesini istediler. Iptal kararına Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından teleksle İstanbul Müftülüğü’ne bildirilmesinden sonra da camiye gelmiş bulunan bir grup Azeri ve İranlı geri döndüler.”
Milliyet Gazetesi Arşivine Göre 1979 İran Devrimi Esenasında İran Türkleri’nin Kimlik Mücadelesi –

Babek Şahit

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.